Advert
SÖYLEMİNİZ İLE EYLEMİNİZ UYUMLU MU?
Türkan A.YILMAZ

SÖYLEMİNİZ İLE EYLEMİNİZ UYUMLU MU?

Advert

Fert ve toplum hayatında iyi, güzel ve yararlı şeyler de kötü, çirkin ve zararlı şeyler de önce zihinlerde oluşur, sonra söylem ve eyleme dönüşür. Yaşadığı toplumda daima çevresine güzel örnek olmak durumunda olan müminin söylem ile eylemi örtüşmeli, söz, fiil ve davranışları inancına ters düşmemelidir. Aksi davranış, toplumda güzel ahlakın, dürüstlüğün ve güven duygusunun zedelenmesine hatta yok olmasına sebep olabilir. Bu, insanları fesada ve huzursuzluğa götürür. Böyle bir toplumda insan, mutlu olamaz, maneviyatını geliştiremez. Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanamaz. Onun için Allah Kur’an’da müminlerin söylem ile eylemlerinin birbiriyle uyumlu olmasını, verilen söz ve yapılan sözleşmelere uyulmasını istemekledir.

Cenab-ı Allah  Kur'an-ı Kerimde “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”  (Saff süresi 2.ayet)

ve yine

“Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Saff Süresi 3. ayet)te  buyuruyor.

Bununla, mesela yalan söyleyen bir kimsenin bir başkasına “yalan söylemeyin”, içki içen birisinin bir başkasına “içki içmeyin” şeklinde öğüt verme hakkı yoktur demek istemektedirler. Başkasına öğüt veren insanın öğüt verdiği şeyi kendisinin yapıyor olması, başkalarına nasihat ederken kendisini unutmaması ideal olanıdır.

     “(Ey insanlar!) İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyorsunuz?” (Bakare süresi 44)

     Ayetiyle kişinin başkasına iyiliği, güzelliği, yararlı şeyleri, ibadetleri, Allah ve Peygamberi (SAV)’e itaati emrederken kendisinin unutmasını, yani söylediklerini yapmamasını kınamakladır. Ancak ne bu ayetten, ne tahlil etmeğe çalıştığımız ayetten kendi hayatımızda uygulamadığımız şeyleri başkasına söylememiz doğru değildir, şeklinde bir anlam çıkarmak mümkün değildir. İnsan doğru, iyi ve güzel olan şeyleri kendisi yapmalı, başkalarını da bunları yapmaya davet etmelidir; kendisi kötü, çirkin, günah ve yararsız şeyleri bırakmalı, başkalarına da bunları terk etmelerini söylemelidir. İdeal olanı budur. Ancak insan kendisi iyi olan şeyleri yapamıyor, kötü olan şeyleri terk edemiyor diye iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini terk edemez, ederse bir görevi terk etmiş, böylece kusuru ikiye çıkmış olur:

     1.Kusur, iyi olan şeyi yapmamak, haram, günah fiili işlemek;

     2.kusur ise, emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker görevini terk etmektir.  

     Dolayısıyla insan kendisi uygulayamasa bile öğüt vermek, iyilikleri emretmek, kötülükleri nehyetmek görevini yapmalıdır. Söylediklerini kendisi yapmayan kimsenin başkasına tesiri olmaz diye düşünmenin de doğru olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü insanın görevi iyilikleri anlatmak, emretmek, kötülüklerden sakındırmaktır, basarı ve tesir Allah’a aittir. Bazen bir kötülüğü yapanın sözü daha tesirli olabilir. Sözgelimi alkol, sigara, uyuşturucu vb. körü alışkanlığı bulunan bir kimsenin, başkasına “ben bunların zararını, kötülüğünü çok gördüm, sakın siz bunlara alışmayın” demesi böyle bir alışkanlığı bulunmayan kimsenin sözünden daha etkili olabilir.

YORUM VE DEĞERLENDİRME

 

     Allah müminlere hitap ederek:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ:كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللَّهِ أَن تَقُولُوا مَا لَاتَفْعَلُونَ:

 

     “Yapamayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, yapamayacağınız şeyleri söylemeniz katımda kızılan, hoşlanılmayan bir davranıştır.” (SAFF SURESİ – 2/3. AYETLER)

     Diyor. Ayetteki soru, istifham-ı inkâridir yani, yapmayacağınız şeyi söylemeyin demektir. İnsanın yapamayacağı şeyi söylemesi, samimiyetsizliğin beyanıdır. Böyle bir davranış, iman sahiplerine yakışmaz. Mümin, Allah’a ve insanlara verdiği sözü tutmak, adaklarını yerine getirmek, yaptığı sözleşmelere uymak zorundadır. Yüce Allah:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَوْفُواْ بِالْعُقُودِ:

 

     “Ey Müminler, akitleri tam yerine getirin.” (MAİDE SURESİ – 1. AYET)

 

وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً:

 

     “Ahdinizi yerine getirin çünkü insan ahdinden sorumludur.” (İSRA SURESİ – 34. AYET)

     Ayetleriyle ısrarla verilen sözlerin tutulmasını, sözleşmelere uyulmasını istiyor, sözlerini tutanları ve ahitlerine uyanları sadık, muttaki, iyi ve akıllı olmakla, niteliyor.

 

 

     İbrahim (AS)’ı vefalı:

 

وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى:

 

    “Ve çok vefakâr olan İbrahim’in sahifelerindekiler?” (NECM SURESİ – 37. AYET)

     İsmail (AS)’ı ise sözünün eri, vaadine sadık olmakla övüp müminlere örnek gösteriyor:

 

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّاً:

 

     “(Rasülüm!) Kitap’ta İsmail’i de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, rasül ve nebi idi.”

(MERYEM SURESİ – 54. AYET)

     Ahdini yerine getirenleri, sözünden dönmekten sakınanları sevdiğini bildiriyor:

 

بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ:إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَناً قَلِيلاً أُوْلَـئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلاَ يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ:

 

76-) “Evet, kim sözünü yerine getirir ve (günahlardan) sakınırsa şüphesiz Allah muttakileri sever.”

77-) “Fakat Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlara gelince, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır.”  (ÂLİ –İMRAN SURESİ – 76/77. AYETLER)

     Bu ayet, verdiği iman sözünde durmayanlara yönelik ise de müminlerin verdiği sözde durmamaları, söylediklerini yapmamaları da Allah kalında öfkeyi, kızmayı gerektiren bir davranıştır. Tahlil etmeğe çalıştığımız ayette geçen “KEBÜRE MATKEN” tabiri bunu ifade ediyor. MAKT; çok kızmak, buğz etmek, nefret etmek demektir. “Yapamayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında çok kızılan, hoşlanılmayan büyük bir davranıştır.” beyanı, verilen sözü tutmamanın, sözleşmelere uymamanın, adakları yerine getirmemenin Allah katında ne kadar kötü bir davranış olduğunu ifade ediyor.

     Ayet, itaat olan bir ameli kendisine gerekli kılan kimsenin bu ameli yapmasının zorunlu olduğunu onaya koymaktadır. Allah ve Peygamber (SAV) emretmediği halde kişinin kendisine gerekli kıldığı şeyler iki çeşittir:

     ADAK VE VAAT.

     Bir mümin, namaz kılmak, oruç tutmak ve sadaka vermek gibi itaat olan bir fiili yapmayı adarsa bu adağı yerine getirmesi farzdır. Kaybettiği bir şeyi bulursa veya bir basarı elde ederse veya bir kötülükten kurtulursa, mesela, sadaka vermeyi adayan kimsenin de adağını yerine getirmesi farzdır. Adağını yerine getirmemek, verilen sözden dönmektir ve günahtır. Adakla olduğu gibi insan bir şeyi yapmak, birine bir şey vermek, bir yerde bulunmak, bir şeyi belli bir vakitte ödemek, bir toplantıya katılmak gibi vaatte bulunursa ve söz verilirse geçerli ve zorunlu bir özrü bulunmadıkça vadini ve sözünü yerine getirmesi zorunludur, aksi davranış günahtır, kınamayı gerektiren bir davranıştır. İşte tahlil etmeğe çalıştığımız Saf suresinin 2 ve 3. ayetleri adağı ve vaadini yerine getirmeyenlerle ilgilidir. Palavra atanlarla veya kendi yapmadığı şeyleri başkalarına yap diye söyleyenlerle ilgili değil; adağını, sözünü ve vaadini yerine getirmeyenlerle ilgilidir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Diyanet İşleri Başkanlığı Resmen Cumhurbaşkanlığına Bağlandı
Diyanet İşleri Başkanlığı Resmen Cumhurbaşkanlığına Bağlandı
Türkiye Diyanet Vakfı Antalya Yükseköğretim Kız Öğrenci Yurdu hizmete girdi
Türkiye Diyanet Vakfı Antalya Yükseköğretim Kız Öğrenci Yurdu hizmete girdi